Hani bir hattat arkadaşım var demiştim ya,onunla oturmuş çay içerken,işyerine tinerci bir genç geldi...
Aslında hepimiz tanıyoruz ,onun adı daha doğrusu lakabı : ASKER ...
Kimselere gerçek adını söylememiş, bugüne kadar herkes bilinen adı (lakabı) Asker'i kullanıyor.Bu ad ona askerden geldiği zamandan kalma komando kabanını devamlı giydiği için verilmiş...
Herhangi bir kimseye zarar verdiği duyulmamış bugüne kadar.Sadece geçen sene ,üşüdüğü için polis karakoluna sığınmaya çalıştığını ancak kabul etmedikleri için bir mağazanın vitrinini kırıp içeriden polisi aradığını ve "suç işledim,çok üşüyorum gelin beni alın" dediği konuşuluyor.
Anası babasını sordum olmadığını yetiştirme yurdunda büyüdüğünü söyledi.Ben Asker'le sohbet ederken arkadaşım araya girip ana dili gibi İngilizce bildiğini ve konuştuğunu söyleyince şaşırdım.Hatay'daki Mustafa Kemal Üniversitesinde okuduğunu ama terketmek zorunda kaldığını anlattı..Sokaklarda yattığını (neresi olduğunu söylemediği gibi,polis gibi sorgu yapmakla suçlandım)öğrendim ve tek bir soru sordum : Elinden tutan olsa, mesela bir dükkanın olsa ne yaparsın? Devam eder misin bu hayata ? Manyak mıyım ben ağabey,dedi,bu hayatı kim ister ?
Belediye başkanı'na verilmek üzere üzerinde boy fotoğrafı olan bir hat yazısı yazdırdı arkadaşıma.
"Karanıkta ışığım olan, babama..Seni seviyorum.Asker" yazıyordu ebruli parşömenin üstünde..Ayağa kalktı İngilizce teşekkür edip,uzaklaştı...
Hergün onlarcasını görüp aşağıladığımız hayatlardan sadece biri, bizim içimizden biri...